Work Text:
Cennette başka bir günde hava her zamanki kadar güzeldi. Cehennemde geçirdiği kısa süre geri döndüğünde buranın aslında ne kadar parlak olduğunu fark etmesine neden olmuştu. Michael derin bir nefes alarak temiz havayı içine çekti. Yaklaşık yarım saat kadar süre önce Tanrının Sözcüsü görüşmüştü. Söylediğine göre Tanrı, Michael’ın bir süreliğine cennette kalması gerektiğine karar vermişti. Sarsılmış halka güven hissiyatı sağlayıp gerektiğinde Sera’ya yardımcı olabileceği söylenmişti. Herkesten habersiz cehenneme gittiğinden çektiği suçluluk itiraz etmesine engel olmuştu.
Şimdi sırf bir şeyler yapıyor olmak için ve cennet halkını sessizce gözlemlemek için şehirde yürüyordu. Sanıldığı kadar kötü değildi. Kazananlar meleklere, özellikle de Sera’ya güveniyorlardı. Huzurlarının tekrar bozulmayacaklarına inanıyorlardı.
Beraber zaman geçiren kazananları ve melekleri izlerken gözü kafenin önündeki masaların birine yerleşmiş kardeşine takıldı. Gabriel’dı, tabağındaki karamelli gibi görünen keki çatalının ucuyla dürtüp duruyordu. Michael’ın bakışlarını hissetmiş gibi kafasını kaldırdı. Sıkılmış ifadesi anında kayboldu ve “Michael!” diye seslenirken gülümseyerek el sallamaya başladı.
Ne toplantıda ne de sonrasında konuşma fırsatları olmamıştı. Michael yolunu değiştirerek Gabriel’a doğru yürümeye başladı. Sandalyenin arkasında durduğunda Gabriel elini açık kahverengi saçlarından geçirip geriye yaslandı oturduğu yerde. “Seni buralarda görmek mucize gibi hissettiriyor,” dedi sırıtarak. “Yüzünü gören cennetlik cidden.”
Kötü şakasına burnunu kırıştıran Michael sandalyeyi çekip oturdu. “Toplantıda yüzüme baksaydın görürdün belki.”
“Ouch.” Gabriel çatalını parmakları arasında döndürdü. “Peşinden koştuğum hiçbir kardeşim bana zaman ayırmak istemiyor. Bundan sonra benim ayağıma gelmenizi bekleyeceğim.”
Michael dudaklarını birbirine bastırdı ve gözlerini masanın pürüzsüz yüzeyine dikti. “En son ne zaman birlikte vakit geçirdiğimizi hatırlamıyorum,” diye itiraf etti.
“Ben hatırlıyorum.” Gabriel çatalını kekin üstündeki böğürtlene sapladı. “Lucifer düşmeden önceydi. Benim doğum günümdü.”
“Doğum günü…” Michael tekrarladı.
Gabriel o günü tekrardan aklında oynatıyormuş gibi gözleri uzaklara daldı. “Lucifer hepinizi ikna etmişti ve bana şarkı söylemiştiniz. Azrael ve senin videoların hâlâ bende.”
Onun sözleri hafızasında kilitli bir bölümü açtı. “Ah,” diye mırıldandı Michael. “Hatırlıyorum.”
“O zaman bile zar zor beraber vakit geçiriyorduk. Azzy hep uzaktaydı. Raph kafayı deneyleriyle bozmuştu. Lucifer Adam’a arkadaşlık etmekle meşguldü. Sen askerleri eğitiyordun. Uriel ve ben geç saatlere kadar meclisteydik.” Gabriel başını yana eğdi ve Michael’ın mavi gözlerine dikti bal rengi gözlerini. “Bunca şeye rağmen hâlâ birbirimize zaman ayırmak için çabalıyorduk.”
Michael masanın altından kendi dizini kavradı ve iç çekme isteğini bastırmaya çalıştı. “Öyleydik.”
Çatalını bırakıp bol buzlu limonatasına uzanırken “Cehenneme gittiğini duydum,” diyerek konuyu değiştirdi Gabriel. “Raph o kadar rahatsız olmuş ki kendini laboratuvarına kilitlemiş.”
“Rahatsız olacak bir şey yoktu. Sadece Lucifer’ı görmem gerekiyordu.” Michael kollarını göğsünün üstünde çaprazladı.
Onun savunmacı duruşuna karşı Gabriel başını salladı. “Bunu biliyorum. Bana sorarsan ben çok uzun zaman önce oraya gideceğini düşünüyordum.” Parmağının ucunu bardağının ağzında gezdirdi. “Ama Raph’in gördüğü şey senin asırlar sonra cennete ayak basmanın ardından yaptığın ilk şeyin Lucifer’a gitmek olması.”
Michael dirseklerini masanın üstüne getirdi ve avuçlarını suratına kapattı. “Gabriel,” dedi utanç dolu bir sesle. “Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum.”
Gabriel ona sessizce baktı. Bu sefer ellerini masanın altına sokup kucağında tutan oydu. Kardeşinin günah çıkarmaya gelmiş gibi bir duruşa geçmesi iştahını tamamen kaçırmıştı. “Azzy diyor ki sonsuza kadar Lucifer’ın yasını tutamazmışsın. Ve Raph de artık bir taraf seçmeni bekliyor. Bana soracak olursan… Ben de ne yapman gerektiğini bilmiyorum.”
Avuçlarının arkasında gizlenirken dilini dişlerinin arasında ezdi Michael.
“Kendi duygularınla ne yapacağını söylemek benim ne haddime ki? Ben sadece senin için endişe duyuyorum,” diye devam etti Gabriel içtenlikle. “Ve seni özlüyorum. Diğer herkes de özlüyor. Tabi bunlar sadece bizim nasıl hissettiğimiz…”
Michael parmak uçlarını sıkıca alnına bastırdı. “Ben de sizi özlüyorum, hepinizi. Ama tartışmadan ya da laf sokmadan birbirimizin yanında on dakikadan fazla duramıyoruz. Ve ben onun hakkında kötü bir şey söylenmesine dayanamıyorum. Burada kalmaya katlanmıyorum, Gabriel. Bir melek nasıl olur da lanet olası cehennemde huzuru bulabilir?”
Gabriel masanın üstüne uzanıp Michael’ın bileğini yakaladı. Onunla göz kurmaya özen gösteriyordu. “Bence kendine bu kadar yüklenmemelisin, Mike.”
Michael bileğini saran güçlü parmaklara baktı. Düşünceli görünüyordu. Ağzını birkaç kez açıp kapattı. “Bir şeyi kabullendim,” dedi zorla. “Eğer şimdiki aklım olsaydı… o gün Lucifer ile birlikte cenneti terk ederdim.”
Gabriel’ın parmakları anında gevşedi. Göz bebekleri de şaşkınlıkla genişlemişti. Hemen ifadesini kontrol altına almayı başarsa da çoktan açık vermişti. İşte bu, Michael’dan duymaya çekindiği bir şeydi. “Vay canına,” demeye çalışarak rahat davranmaya çabaladı. “Mike, bu—”
“Kulağa korkunç geliyor,” diye tamamladı Michael. “Biliyorum.”
Gabriel alnını kaşıdı. “Umarım bunun hakkında bir şey yapmayı düşünmüyorsundur.”
Kardeşinin gözlerindeki endişe Michael’ı itirafından pişman olmaya itti. “Hayır… Sadece gelip geçen bir düşünceydi. Üzgünüm.”
Ama öyle değildi. Gabriel onun yalan söylediğini biliyordu. “Bu aile birini daha kaybetmeye daha dayanamaz…”
Michael masanın ayaklarından birini ayağının altında ezdi. “Biliyorum.”
Aralarına huzursuzluk dolu bir sessizlik çöktü. Gabriel kafasındaki çarklar dönerken uzun uzun tabağına baktı. “Belki de bunu Babamız ile konuşmalısın, Mike. En azından kendi içini rahatlatmak için…”
“Tam şu an cehenneme atlasam daha yerinde olur sanki.”
Gabriel zayıf da olsa bir gülümseme gösterdi. “Benim şakalarımdan bile kötüydü.”
İç geçirerek elini çenesini altına yasladı Michael. “Bu bir iltifat mı?”
Omuzlarını silken Gabriel “Belki,” dedi. “Ama sen konuyu kapatmadan önce ısrar etmek istiyorum. Başımıza ne geliyorsa birbirimiz ya da Babamızla konuşmadığımız için oluyor.”
Michael başını iki yana ekledi. Yine de fikri sonra değerlendirmek isterse diye aklının bir köşesine yazdı.
“Pekala…” Gabriel bir kez daha çatalını eline aldı. “Lucifer nasıldı?”
“Yaralıydı.” Michael parmaklarını masaya hafifçe vurarak ritim tutmaya başladı. “Günahkarlar artık ondan korkmuyorlar. Bu da onu tehlikeye sokuyor elbette.”
“Ama kızıyla beraber kalıyor, değil mi? Yeğenimiz onu koruyacaktır,” diye yorum yaptı Gabriel ağzına bir parça kek tıkarken.
“Yeğenimiz…” Michael, Charlie’nin yüzünü gözlerinin önüne getirdi. “Lucifer’a çok benziyor, sima olarak. İyi bir ilk izlenim bırakmadım ama o sevecen gibiydi.”
Gabriel gülümsedi. “Bebekken çok sevimliydi. Eminim şimdi çok güzeldir.”
“Babası da annesi de çok güzeller,” dedi Michael acı acı. Kaşlarını da çatmıştı. “Güzel olması çok doğal.” Onun tavrına karşılık Gabriel bir kaşını kaldırdı ama Michael geçiştirmek için elini salladı. “Lucifer şimdi iyi,” diyerek ana konuya döndü. “En azından öyle olması gerekiyor. Raph’in öğrencilerinden biri onu tedavi etti.”
“Bunu duydum.” Gabriel bardağını kaldırıp içindeki buzları salladı. “Sanırım Raph ona özel bir ilaç yapmaya çalışıyor. En azından ben öyle duydum.”
“Lucifer’a en çok laf sayan olmasına rağmen yine de yardımı en çok dokunan o.”
“Bunu söylediğim için beni boğazlayabilir ama biraz da senin gözüne girebilmek için yapıyor. Onu ziyaret etmelisin.”
Michael çenesini önüne eğdi. “Sanırım herkesi ziyaret etmem gerekiyor.”
“Oh, özür dileme geçidi gibi bir şey mi yapacaksın? Aziz Michael tüm kardeşlerine özürler mi dağıtacak?” Gabriel gülerek arkasına yaslandı. “Bir dakika! Öyleyse ilk durağın ben oluyorum.”
“Özür dileme geçidi falan yapmıyorum. Yapsaydım bile ilk durağım Lucifer sayılırdı,” diye düzeltti Michael.
“Aman be…” Gabriel somurttu. “Bu adam nasıl oluyordu her lanet şeyde ilkin olabiliyor? Gurur yüzünden değil açgözlülük yüzünden düşmeliydi.”
Masanın altından uzanıp onun bacağını tekmeledi Michael. “Şöyle şeyler söyleme,” diye homurdandı.
Gabriel bacağını geri çekti ama gülmeye devam etti. “Afedersin…” Keki sonunda bitmişti ve şimdi sadece kremasını tabaktan sıyırıyordu. Michael’ın kendisini izlediğini fark edince çatalını uzattı. “İster misin?”
“İyice gevşemeye başladın, Gabriel.” Michael söylenerek onun elini uzaklaştırdı. “Kalkıp gideceğim şimdi.”
“Bence bugün için beni biraz şımartabilirsin.” Gabriel kenardaki peçeteliğe uzanıp ağzını hızlıca temizledi.
Michael duraksadı. “Bugünün ne özelliği var?”
Gabriel sadece başını sallamakla yetindi. “Hiç. Sadece beraber oturup konuşabildik sonunda. Bu yeterince özel değil mi?”
“Öyle,” dedi Michael dikkatlice. “Bunu yaptığımız için mutluyum.”
“Bunu oldukça belli ediyorsun!” Gabriel neşeyle şakıdı. “Biraz daha suratını düşürürsen onu masadan kazımak zorunda kalacağız.” Çenesine dokundu. “Bu epey zahmetli olurdu. Sonra Raph yüzünü düzeltmek için hepsini altınla kaplamak zorunda kalırdı… Gerçi miğferini de takabilirdin…”
Gabriel konuşmaya devam ederken Michael artık gitmesi gerektiğinin işaretlerini açıkça görmeye başlamıştı. Topuklarını zemine bastırıp sandalyesini geri ittirdi. “Ben gidiyorum.”
“Çok alıngansın kardeşim,” dedi Gabriel ama onu durdurmak için hamle yapmadı.
“Görüşürüz Gabriel.” Michael sandalyesinden kalkıp onu yerine ittirdi.
Gabriel hızlıca “Umarım yaparız!” dedi. “Bir daha ki sefere cehenneme inmeye karar verdiğinde beni de yanına almalısın.”
Eli sandalyesinin üstünde duraksadı Michael’ın. “Günahkarlar cennetin saldırdığını düşünecekler,” derken sonunda dudakları hafifçe de olsa yukarı kıvrıldı.
“Biraz korku iyidir. İnsanı diri tuttuğunu söylüyorlar.”
Michael gözlerini kıssa da bunun hakkında yorum yapmamaya karar verdi. Gabriel ile tekrar vedalaşmak için elini kaldırdığı sırada bakışları masanın üstündeki boş tabak ve Gabriel arasında gidip geldi.
‘Bugün günlerden ne?’ diye sordu kendine ve hemen ardından aslında bildiğini fark etti. ‘Ah.’
“Bu arada,” dedi birden. “İyi ki doğdun, Gabriel.”
Bununla beraber Gabriel’ın barışçıl ifadesinde mutluluk belirdi. “Bu seferlik kuru kuru kutlamanı kabul edeceğim. Sadece bu seferlik.”
Michael onun yanından geçerken omzuna dokundu. “Gelecek sefere telafi edeceğim,” diye söz verdi.
Gabriel bir anlığına tereddüt etti. Fakat o uzaklaşmaya başlarken kendine engel olamayıp arkasından seslendi. “Sözünü tutsan iyi olur kardeşim! Bekliyor olacağım!”
Michael cevap vermese de Gabriel onun biraz da olsa gülümsediğini tahmin edebiliyordu. Kollarını başının üstünde kaldırıp mutlu bir şekilde gerindi. İçeceğini bitirdi ve doğum günü için aldığı kekin kırıntılarına bakarken bardağından bir buz küpünü kapıp ağzına attı.
‘Her şey olacağına varıyor,’ diye düşündü.
